ASLAN BURCUNUN BİLİNMEYEN YÜZÜ

Risklerden bahsederken, şimdi yapacağım şey büyük bir risktir. Aslanın gözünde çok büyük bir ihanet olarak görünecek olan, Aslan'ın benzer bir karanlık tarafı olduğunu yazacağım. Ama Aslan'ın gazabından kurtulmak için elimden geleni yapacağım ve inşallah bu bölümden sağ çıkacağım. Evet, şimdiden Aslanlar için ilk önemli zorluğu görmüş oldunuz: eleştiri almak. Alice Harikalar Diyarı'ndaki Kalplerin Kraliçesi'ni hatırlayın. Tipik bir Aslan'dı, her kim onun arzularını yerine getirmemeye cüret ederse şu sözünü duyuyordunuz: 'Uçurun kellesini!'

Aslanlar aşırı verici olma, ama zor alma eğilimindedir. Beni yanlış anlamayın, dikkat çekmeye bayılırlar, ama kişisel konularda neye ihtiyaçları olduğunu göstermek onlar için çok zordur. Size borçlandıklarını düşünmeden sizden yardım almak onlar için kolay değildir. 'Baba 1' filminin ilk sahnesi bunu çok iyi ifade ediyor. Bir adam Baba'ya gelir ve yardım ister. Baba, onun arzusunu yerine getirecektir, ama bunun bir fiyatı vardır. İleride bir gün, Don ondan karşılığını ödemesini isteyecektir. Ne olacağını ya da ne zamn isteneceğini bilemezsiniz. İşte işin bit yeniği buradadır. Bu tıpkı kraldan toprak alan bir lordun,gün gelip kral tarafından çağırılacağını ve istese de istemese de kral için savaşmasının talep edileceğini bilmesi gibidir. Aslan verir, ama şartları vardır. Şartı sadakattir. İşte bu yüzden bir şeyleri alırken rahat hissetmez. Kendilerinin başkalarına yaptığını, sizin de ona yapacağınızdan korkarlar. Sizden bir şeyler alarak kendi üzerilerinde 
güç ve kontrol sahibi olmanızdan korkarlar. Bununla başa çıkmanın tek yolu onlara koşulsuz olarak vermektir, böylece davranışlarınızdan şüphe duymayacaklardır. 

Aslanlar çok çocukça davranabilirler, ben merkezcil ve aşırı kontrolcülerdir. Çok öfkeli bir anında beni arayıp artık onu aramamı söyleyen bir Aslan tanıyorum. Şok geçirmiştim. Onu aramamıştım bile, ama o en son sözü söyleyen, en son emri veren kişi olmalıydı. 

Aslan'ın sevgiyi yönettiği doğrudur, ama bazen kendileriyle birlikte olan kişiye değil de aşka aşık olma eğilimi gösterirler. Aşkla o kadar sarhoş olurlar ki, onun verdiği duyguyla eşlerini unutuverirler. Eğer o eşlerden biri iseniz, var olduğunuzu onlara hatırlatmanız gerekecektir. 

Diğer bir karanlık gölge de Napolyon Sendromu'dur. Bu Aslan, insanlar kendilerini fiziksel, ruhsal, zihinsel ya da duygusal olarak küçük olarak algıladığında sinirlenir ve aşırı saldırgan bir tavır takınarak bunu telafi etmeye ve etrafındakileri defetmeye ya da kontrolü altına almaya çalışır. Napolyon bunu yapmayı denedi ve bir dereceye kadar başarılı oldu, ta ki dünya ondan usanana ve onu küçük bir araya hapsedene kadar. Bunu engellemek için, Aslanlar'ın biraz desteğe ve geri bildirime ihtiyaçları vardır.

Kendini ifade etmek - Aslan'ın hedefi budur.İçsel durumunun dışsal sembollerini yaratmak. Sıcak, özgüvenli ve kendini ifade eden bir tarzda dünyaya ait olduğunu hissetmek Aslan'ın konularıdır.Yaratıcılık, tiyatrosallık, yaşam şevki: sevgi ve beğeni toplayan bir performansın tüm unsurları Aslan'ın kaynaklarını oluşturur. Bütün geleneksel yaratıcılık alanları Aslan'ın içsel dünyasını dışarı çıkarma kanallarıdır. Oyunculuk, dans, hikaye anlatma, övgü alışverişi, hepsi de Aslan'ın patikasında bulunur. Aslan dolaysız bir yaratıcı kulvar seçtiğinde daha iyi parlar. Sahnede olmak, dikkat çekmek için güçlü bir istek söz konusudur. Stratejisi içtenlik ve risk alabilmektir. Kendimizi bu stratejilere göre ortaya koyar -ve bunun için alkışlanırsak- kendimizi güvenli, dünyadaki yerimiz konusunda olumlu hissederiz. Hayat bize daha dostça ve zevkli gelir. Bu Aslan'ın gelişimidir.Aslan'ın gölgesi riski göze alıp kendini ortaya koyduğunda ve alkışlanmadığında ortaya çıkar.Bu durumda Aslan içine kapanır ve bir daha asla riske girmez. İnsanların onayını alma arzusuyla kendisine ters düşse de "insanları memnun etme" ve gösteri krizine kapılabilir. İçine kapanma, genellikle kibire ve egomaniye yol açar. İkinci durumda ise gösteri hiçbir amaca hizmet etmeyen bir patırtıya dönüşür. Duygusal ilişkilerinde gururu onu basit bir şekilde sevgiyi istemekten alıkoyabilir. Arzuladığı ilgi ve onayı görmezse kalbi kadar gururu da yaralanır.Öğrenmesi gereken; kendi iç süreçleriyle ilgili somut kanıtları, dürüst, yaratıcı, hesapsız bir şekilde ortaya koymak. Onaylanmaktan bağımsız güven duygusunu geliştirmektir.

Aslan burcu deyince benim aklıma hemen Güneş Sistemi gelir. Bu sistemde kendi çekim güçlerine ve özelliklerine sahip gezegenler Güneş’in çevresinde mükemmel bir düzen içinde dönüp dururlar. Eğer Güneş’in çekim gücü biraz fazla olsa gezegenlerin hepsini kendisine doğru çekip yakar. Yok eğer gücü biraz az olsa gezegenlerin hepsi başka Güneş’lere doğru giderler. Gökyüzünde ne varsa bizim içimizde de o olduğuna göre, kendi Güneş’imizin çekim gücünü ayarlamak bizim için çok önemli. Ancak böylelikle kendi içimizde merkezileşebiliriz. Çevremizdeki insanların da kendi özellikleri ve isteklerine sahip insanlar olduklarını fark edebiliriz. Onları kendimize çekip yutmak veya başka insanlara doğru göndermek durumunda kalmayız. 

Eğer Güneş’mize gereken özeni göstermezsek, bunun onaylanmasını dışarıdaki insanlardan bekleriz. Bir bakıma alkışa, hayranlığa bağımlı hale geliriz. Aslan’ın en büyük gölgesi kendisini evrendeki yegane yıldız zannetmektir. Aslan burcu "Bana hayran olun, beni önemseyin, benim etrafımda dönün" derken dikkat çekmek için ne gerekirse yapar. Bazen hastalanır, bazen maskaralık bile yapar. Ben bunu içindeki ateşi dışarıdan taşıma benzinle yakmaya çalışmaya benzetiyorum. Siz hiç sürekli ısı ve ışık kaynağı olan Güneş'in söndüğünü gördüğünüz mü? Sönmez, çünkü kaynağı içindedir. Bu durumda Aslan burcunun da içindeki kaynağı canlandırması, ateşini yakması gerekir. Aslan’ın bir gölgesi de hayatı bir çocuğun oyunu gibi yaşamaktır. Hayatı oyun gibi yaşamak çok olumlu bir özellik, ama bir noktaya kadar. Eğer o noktayı aşarsanız sorumlulukların efendisi Satürn devreye girerek oyuna bir son verir. Herkesle flört etmek, insanlarla oyun oynamak, bir kişiye, amaca veya projeye karşı sorumluluk üstlenmemek Satürn’ün sevmediği şeylerdir ve bunları ödetir. 

Peki biz Güneş’in Aslan burcunda hareket ettiği bu günlerde ne yapabiliriz? Herşeyden önce içimizde uyanan özel ve önemli olma ihtiyacından kurtulmamız gerekiyor. Bununla pasif kalalım, kendimizi göstermeyelim veya önemsemeyelim demek istemiyorum. Tam aksine Aslan sahnede yer alması, parlaması, içinden geldiği gibi kendisini ifade etmesi gereken bir özelliği temsil eder. Ama bunlar Aslan’ın sorumluluğundadır. Ve bunları başkaları hayran olmasa veya alkışlamasa bile yapmak zorundadır. 

Aslan bedenimizde kalbi temsil eder. Dolayısıyla insanın kendisini olduğu gibi göstermesi, bir şeyler yaratması “yürek ister”. Bu çok riskli bir iştir. Gösterdiğimiz şeyi kimse beğenmeyebilir. En büyük özelliği gurur olan bir burç için bunun ne kadar zor olduğunu bir düşünün. Ama biliyoruz ki gurur yedi günahtan birisidir. Ve bundan kurtulmamız, “Bunu BANA nasıl yapar?” gibi cümlelerden vazgeçmemiz gerekir. Bazen kendimizi olduğumuz gibi ifade etmemiz engellerle karşılaşabilir. O zaman kendimizi göstermemiz, “aslanlar gibi döğüşmemiz” gerekebilir. Tüm bunlar zaten yeterince zor işler, iyisi mi biz başkalarının hayranlığını bir kenara bırakıp, istediğimiz şeyleri yapmaya, akıp giden hayata hemen bugün katılmaya, çok ben-merkezci olduğumuzda çevremize aynı Güneş gibi ısı ve ışık yaymaya, başka insanları yüreklendirmeye başlayalım.... 

“EĞER SİZİ BİR ASLANLA AYNI KAFESE KOYSAYDIM,
ONUN TOK OLMASINI MI AÇ OLMASINI MI TERCİH EDERDİNİZ ?”

Doğa her canlıya "Sen ve senin temel ihtiyaçların her şeyden önce gelir" diyen bir içgüdü yerleştirmiştir. Biyolojik açlıktan (karın açlığı) tutun psikolojik açlığa (ego açlığı) kadar bu mekanizma paralel çalışır. Sorun yaratan insanlarla başa çıkabilmenin en etkin yolu "O insanın kendisini daha çok sevmesine yardımcı olmaktır." Aç olan ego, ancak doyurulduğu zaman hırlamayı keser ve dikkatini kendi üzerinden çekerek başkalarının farkına varır. Ego tatmini insanlar için temel bir ihtiyaçtır. Eksikliği ya da fazlalığı psikolojik ve fizyolojik bozukluklara yol açar. Güneş ve Aslan burcunu tanıma yolculuğumuzda bu temayı elimizden geldiğince gün ışığına çıkartmaya çalışacağız.

Aslan burcunun yönetici ışığı Güneş, sistemin merkezidir. Diğer gezegenler onun etrafında belirli bir yörüngede dönerler. Sistem içinde her gezegenin kendine özgü bir çekim gücü vardır. Fakat hepsini bir arada tutan, düzeni ve sürekliliği sağlayan yönetici güç Güneş'tir. Güneş maskülen ve aktif bir enerjidir. En görkemli ısı ve ışık kaynağımızdır. Aynı zamanda varoluş ve sıhhatli oluş nedenimizdir. Bize yaşama sevinci, canlılık ve dirilik verir. Güneş'in sembolü hücreye de benzetilir. Bir anlamda hücre, güneş sisteminin minimum oranda küçültülmüş bir krokisi gibidir. Hücre, enerji üretimi, kendini idame ettirme ve üreme dahil olmak üzere, yaşam için gerekli olan tüm işlemleri yerine getiren en küçük birimidir. Mecazi olarak ifade edecek olursak, her hücre surlarla çevrili bir şehir-devlettir. Yöneticilerin (DNA) içinde bulunduğu bir hükümet binası (çekirdek) vardır. Enerji merkezleri (mitokondriyonlar), üretim merkezleri (Golgi apartı ve ribozomlar), altyapı (iç zarlar, hücre iskeleti ve sitozol) ve çöp imha yeri (lizozom)dan oluşur. Bunların tümü, şehir surlarıyla -yarı geçirgen bir zarla çevrilidir.
BAŞLICA ORGANİK FONKSİYONLARI:

Thalamus: Orta beyindeki büyük bir çekirdek(nucleus)grubudur.
​Gri cevher kitlesidir. Duyu organlarından gelen nöronların beyin kabuğuyla olan ilişkisini sağlar.Bu nedenle Thalamus,beyin kabuğuna giden yolların kapısı olarak adlandırılır.

Kalıtım: Kalıtsal özelliklerin ana-babadan çocuğa geçişini inceleyen bilime Genetik adı verilir. Güneş ve Ay, birbirlerini bütünleyen 2 temel enerji olduğundan birbirleriyle ve diğer gezegenlerle etkileşimleri hayati önem taşır. Güneş-Ay olumlu açıları sağlam kalıtıma, sert açıları kalıtsal hastalıklara neden olabilir. (Ay'ın diğer gezegenlerle sert etkileşimi genellikle anneden kaynaklanan, bazen de kaynağı teşhis edilemeyen kalıtsal hastalıklara yol açar), Güneş-Satürn sert açıları ciddi irsi hastalıklara meyil verebilir. Uranüs ve Pluto zorlayıcı açıları da hücre bozuklukları ve genetik problemleri beraberinde taşıyabilir.

Kromozom ve Genler: Her bir hücrede 23 çift halinde 46 kromozom bulunur. İlk 22 kromozom çifti birbirine benzeyen X veya Y kromozomlarından oluşur. Fakat 23. çift birbirine benzer olmayabilir, bu çift bireyin cinsiyetini belirler. Eğer 23. çiftteki kromozomların her ikiside X kromozomu ise birey dişidir. Kromozomlardan biri X diğeri Y ise bireyin cinsiyeti erkektir. Kromozomlar kalıtımın temel birimlerini bünyelerinde taşırlar. Kromozomlarda GEN adı verilen birimler bulunur. Her Gen (Deoxyribo-nucleic acid) adı verilen ve DNA harfleriyle gösterilen bir kimyasal madde molekülüdür. Genler bedenimizin tüm fiziksel yapısını belirlerler. Bazı genler baskın (dominant), bazı genlerde atkın (recessive) karekterdedir.

Kromozomlarla ilgili Anormallikler: Başlıcaları; Turner Sendromu; Normal olarak 23. çift XX ise birey dişi, XY ise birey erkek olur. Bazı kişilerde 23. çiftte yalnız bir tek X bulunur. Bireyin cinsiyeti dişi, boyu kısa, boynu katmerli olur ve buluğ çağında cinsel bakımdan gelişemez (adet görememe ve kısırlık). Bu kişiler matematiksel işlemler, mekansal ilişkileri anlama gibi bazı zihinsel faaliyetlerde beceriksizlik gösterirler. Klinefelter sendromu; Bu durum da 23. çift XXY yapısını gösterir. Bunlardan bazıları erkek olarak gelişirler ama, cinsel gelişmelerinde ve fiziksel görünümlerinde bir durgunluk vardır ve zihinsel gerilik gösterirler. Bu yapıyı gösteren bazı kişiler genetik olarak kadın, görünüş olarak erkek tipindedirler. (1967'de uluslararası yüz metre koşu yarışında Polonyalı bir kadın atlet, 23.çiftte ek bir Y kromozomu olduğundan yarışma dışı bırakılmıştır) Bazı erkekler de fazladan bir Y kromozomu ile doğmuşlardır. 23.çift XYY yapısını gösterir. Bu erkekler daha iri, saldırgan ve cinsel açıdan daha aktiftirler. Kromozom bozuklukları yalnız 23.çiftte görülmez. 21.çiftte görülen XXX yapısı “Down Sendromu” adı verilen daha önce mongoloit adı ile bilinen zeka geriliğine yol açar. Down Sendromlu bir çocuğun 21.hücresinin kromozomunda bir fazlası (extra) vardır. Bundan dolayı bu duruma “Trisomi 21” de denir.

DNA ve RNA: DNA (Deoksiribonnükleik asit), çift helezon oluşturan uzun bir moleküldür. Hücrenin protein, enzim yapması ve kendisine benzer yeni bir hücre oluşturabilmesi için gerekli elemanları taşıdığından, hücre bölünmesinin temelidir. DNA kodu, nükleotid bazları olarak bilinen 4 molekül -adenin, guanin, timin ve sitozin- tarafından taşınır. A,G,T ve C harfleriyle temsil edilen 4 molekülün oluşturduğu her üçlü kombinasyon bir “kelime” olarak düşünülebilir; buna kodon adı verilir. Bu kelime hücrede bulunan belirli bir aminoasite karşılık gelir. 3 harflik kelimelerden oluşan herhangi bir dizi de bir “cümle”olarak düşünülebilir. Bu ,DNA da ki bir gen olup belirli bir aminoasit dizisine karşılık gelir. RNA (Ribonükleik asid) ise DNA içindeki kalıtsal madde, bunun aracılığıyla protein yapımına girer. DNA, hücre çekirdeğinde bulunur. RNA, buradaki kalıtsal faktörleri, hücre çekirdeği dışında kalıtsal ve aminoasitlerin protein yapmak üzere bir araya geldiği ribosomlara nakleder. Bu mekanizma, kalıtımın temelidir. Hücrelerde, büyüklük ve görev bakımından başlıca 3 çeşit RNA vardır. Bunlar; Ribozom RNA’sı (rRNA) Transfer RNA (tRNA) ve mesajcı RNA (mRNA) olarak adlandırılır.

Bağışıklık Sistemi: Vücudun, sağlığa zararlı canlılara, patojen ve kimyasal maddelere (antijen) karşı kendi kendini savunmasına bağışıklık denir. İki tür bağışıklık vardır; 

1)Hücresel bağışıklık; Lenfositler tarafından Mantarlara, Virüslere ve yabancı dokulara karşı olur. 2)Kansal (humoral) bağışıklık; Plazmada bulunan proteinler etkili olur. Bunlara antikor denir. Bakteri ve virüs enfeksiyonlarına karşı etkilidir. Bağışıklık sistemimiz ilkel insanların yakalandığı her türlü hastalığın ansiklopedisidir. Binlerce jenerasyon bizim yaşayabilmemiz için humma ve vebadan ölmüştür. Yaşamımızı, kelimenin tam anlamıyla akyuvarlara borçluyuz. Akyuvarlar çekirdeklerin şekline ve sitoplazmadaki tanecik (granül) tipine göre ikiye ayrılır. 1)Tek çekirdekliler (Agranülasitler; Lenfositler ve Monositler), 2)Çok çekirdekliler (Granülositler; Nötrofiller - Eozinotiller - Bazofiller) Bağışıklık sistemi bir tehdit aldığında Nötrofiller ilk birkaç saat süresince savaşı tek başlarına sürdürürler. Daha sonra Monosit takviye güçler gelmeye başlar. Monositler savaş alanına geç kalışlarını telafi etmek için anında birkaç kat büyürler. Dış kaynaklı hastalık unsurlarıyla doğrudan savaşa giren bağışıklık sistemi hücrelerinin tümüne fagosit=hücre yiyici denir. Monositin dev formu makrofaj=büyük yiyici olarak adlandırılır. Lökosit sayısının artmasına Lökositoz, azalmasına ise Lökopeni denir. Güneş-Neptün sert açıları bağışıklık sistemini zayıflatabilir, Mars ve Pluto sert açıları ise bağışıklık sistemini sabote ederek virüs ve bakterilere açık hale getirir.

Kalp, Atardamar ve Dolaşım Sistemi: Kardiyovasküler hastalıklar adı altında toplanır. Kalbe, kan damarlarına ve kana zarar veren hastalıklardır. Başlıcaları koroner kalp hastalığı (Kalp krizi ve anjina), Hipertansiyon (yüksek kan basıncı), Kan pıhtılaşması (kanın aşırı yapışkan olması), Periferik vasküler hastalığı (özellikle bacaklarda kan damarlarının daralması) ve Kan yağlarının yükselmesidir. Dolaşım sistemi bozuklukları, varis,mayasıl ve ödem (bedende sıvı tutma) de kardiyovasküler hastalıklardan sayılır. Arterioskleroz (Damar sertliği), Kalp krizi ve felce zemin hazırlar. Bir “Sessiz öldürücü” de “yüksek tansiyon” dur. Son derece sinsi olan belirtilerinin felç ve kalp krizlerinin büyük çoğunluğuyla ilgisi vardır. Diğer etkenler arasında; Şişmanlık, Stres, Fazla kolesterol, Sigara ve Soyaçekimi sayabiliriz. Kalp krizi neden daha çok erkeklerde görülür? Kalıtımın önemli bir rolü olmakla birlikte A Tipi insanları (genellikle erkekler) daha saldırgan, sabırsız, gerilimli ve telaşlıdırlar. (Ateş elementi baskın) Ancak kadınlar da artık günümüzde kendilerini erkeklerin dünyasının ayrıcalıklarına (sigara, alkol, şişmanlık, hareketsizlik ve Tip A gerilimleri) kaptırdıkları için skor her an eşitlenebilir. (Kadınlar en büyük dişi enerji kaynağı olan Ay ve Venüs'lerini, en güçlü eril enerjiler olan Mars ve Güneş'e feda etmek yerine bu enerjileri doğru bir şekilde harmanlamayı öğrenmelidirler). 

Sırt ve Omurga: Bel omurlarının hasarı; Böbrekler, idrar yolları, ince bağırsaklar, lenf dolaşımı, kalın bağırsaklar, kasık bağları, apandis, karın ve üst bacağa kadar uzanan bir dizi organda reaksiyona yol açar. Bu organların listesinde; Böbrek rahatsızlıkları, Damar sertliği, Kronik yorgunluk, Akne, Sivilce, Egzama ya da Çıban, Romatizma, Gaz Sancıları, Bazı Kısırlık tipleri, Kabızlık, Kolit, Dizanteri, İshal, Fıtıklar ya da Kasık yarıkları, Kramplar, Solunum zorluğu, Asidoz, Varis gibi pek çok hastalık yer alır. Mecazi olarak da Aslan'ın en zayıf noktası sırtıdır. Onun kadar cesur ve yürekli olmayan düşmanları sinsice ve haince onu en kolay sırtından vurur. Bu nedenle Aslan, dostlarını olduğu kadar düşmanlarını da göz önünde tutmalı, sırtını sadece duvara vermelidir.

Erkek de Sağ, Kadında Sol Göz: Güneş-Ay sert etkileşimi göz bozukluklarına yol açar. Köşe (Kardinal) evlerden birine Mars yerleşmişse ve sert açılar yapıyorsa körlüğe neden olabilir. Ayrıca, Güneş'in zayıf pozisyonu Katarakt rahatsızlığına meyil verebilir. Katarakt; gözlerin fazla miktarda ultraviyole ışınına maruz kalmasıyla oluşur. Son zamanlarda kan dolaşımında lipid peroksitin yüksek olması ile katarkt artışı arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir.

Timüs bezi: Bağışıklık sistemini yönetir. Aynı zamanda büyüme ve antikor yapımıyla ilgilidir. Eğer Timüs bezimiz milyonlarca yıl önce virüs ve bakterilerle savaşan antikorları hafızasına kaydetmeseydi, herhangi bir hastalıktan sağ kurtulamazdık. Bu bez bazı oto-immün hastalıklarda rol oynar. "Myasthenia Gravis"; İstemli adalelerin ve özellikle göz kaslarının aşikar derecede güçsüz durumda olması ile karakterize bir hastalık.

Ateş: Özellikle Güneş çarpması dikkat çekicidir.

Kan, Kan hastalıkları ve Kanamalar: Başlıca kan hastalıkları; Anemi (Kansızlık), Lösemi ve Hemofilidir. Hemofili; Kan pıhtılaşma mekanizmasının bozuk olduğu bir kan hastalığıdır. Kalıtsal olup, kadınlarca taşınır ama sadece erkeklerde belirir. Tarihte, kral ailelerinde görüldüğünden “Asil Hastalık” diye unvan kazanmıştır. (Kraliçe Viktorya bir taşıyıcıydı ve bu niteliği Rus Çariçesi olan kızına aktardığından, Rus velihatında hastalık belirdi ve olayın yankıları Rusya sınırlarını aştı). Anevrizma; Bir atardamar veya toplar damar duvarındaki içi kan dolu şişkinliktir. Kafatası içindeki bir anevrizmanın patlaması, subaraknoid kanamaya yol açar; ani bir kanama, çok şiddetli baş ağrısı ve bilinç kaybına neden olur.

BAŞLICA PSİKOLOJİK FONKSİYONLARI:

Bilinç: Bilinç, en önemli zihinsel melekemizdir. Farkındalığımızın en sade formudur. O deneyimleyendir. Bilinç ile temas etmek, bir hatla doğa yasalarının merkezi işlem ünitesine bağlanmak gibidir. 

"Bilinç gerçekten var olduğumuzun tek gerçek kanıtıdır." 
Descartes
Ego: Güneş Samanyolu Sisteminin, Aslan Ormanın, Ego da benliğin kralıdır. Sağlıklı bir kişilik için doğa, bir miktar kendini beğenme ve onaylama emretmektedir. Övgü, sevgi ve takdir insanın içinde değerlilik duygusu yaratır. Bunlar olmaksızın, ego nereye bastığını bilmez. Ayakları üzerinde duramaz. Sürekli olarak abartılı değersizlik ve abartılı kendini önemseme arasında gider gelir. Ego yaşamda kalmamız açısından vazgeçilmezdir, fakat çok dikkatlice beslenmelidir. Doz aşımı bütünleyici ve hayat verici devreleri yakar. İrade ve Amaç yok olur, çekim gücü kaybolur. Ego önüne çıkan her şeyi yutan bir kara deliğe dönüşebilir. Güneş Jüpiter tarafından kötü ayartıldığında "Narsizm"e yakalanır, "Napolyon Sendromun"a düşer. En iyi ego ayarını Satürn yapar. Bu nedenle insanlar ilk Satürn döngüsünden sonra, Güneş'lerinin daha iyi bilincine varırlar. Varamayanlar ikinci Satürn döngüsünde nasıl olsa öğrenirler, çünkü Satürn hiç gözünün yaşına bakmadan egoyu törpüler.

Yaratıcılık: Yaratıcılık ve karizma Aslan'ın kaynakları, aynı zamanda mutluluğudur.

İrade ve Amaç: Güneş’in idaresindeki yapıcı ve bütünleyici devrelerdir.

Yaşam enerjisi, Canlılık, Dirilik: Aslan burcu insanları ve haritasında yoğun Aslan burcu etkileri olan insanlar tıpkı efendisi Güneş gibi, etrafa ısı ve ışık yayarlar. Sıcakkanlı, neşeli ve cömert bir doğaya sahiptirler. Som altın gibi parlaktırlar. Altın, Güneş'in metalidir. (Altın kendi içinde bütün “metalik ışığı” veya renkleri birleştirir. Ay’ın metali olan Gümüş ise bir ayna gibi renksizdir. Altın-Gümüş aktif ve pasif dengesini sağlar.)

Erkek figürü: Güneş eril ve temel bir enerjidir. Erkek psikolojisiyle ilgili araştırmalar, C.G.Jung Chicago Enstitüsündeki bir seminer dizisinde arketiplerle sunulmuş ve çok ilgi çekmiştir. Her biri üçgensel bir yapıya sahip olan 4 arketip (Kral-Savaşcı-Büyücü-Aşık)
​ bir piramit oluşturacak şekilde birleştirilerek erkek benliğinin yapısı betimlenmiştir. Astroloji diline çevirecek olursak; Kral=Güneş (Olgun Erkek-Baba), Savaşçı=Mars (Delikanlı), Büyücü=Ay (Olgun kadın-Anne / Erkeğin animası), Aşık=Venüs (Genç kız / Erkeğin animası) şeklinde değerlendirebiliriz. Bu piramitsel yapı erkek çocuk psikolojisinden olgun erkekliğe geçiş sürecini kapsar. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiyi makaleler bölümünde yer alan derlememde bulabilirsiniz. (Makalelere tıklayın)

Baba figürü: Her çocuğun dünyasında BABA bir romanın baş kahramanı gibidir. Baba olmak bir erkeğin dünyaya bakışını değiştirir (Mars bayrağı Güneş'e teslim eder). Baba olgun erkek enerjisidir. Bir erkeğin doğum haritasında Güneş erkek enerjisinin en üst formunu, kadın da ise animusunu (içselleştirdiği erkek arketipi tanımlar). Ayrıca her iki cinste de Baba modelini temsil eder. Gerçek Anne-Babamız ile içimizdeki ebeveyn arketipi bire bir örtüşmez. Psikolojide “basımlama” (imprinting) denilen olgu; Yeni doğan yavrunun “anne” veya “bakıcı" ya göre programlanması anlamına gelir. Bakıcı arketipi çocuk dünyaya gelir gelmez çalışmaya başlar. Ebeveynler dünyaya getirdikleri çocuğu kendi bilgi ve donanımları çerçevesinde yetiştirirler. Bu model çoğunlukla içimizdeki arketiple çakışır. O zaman bizlerde “bir kediyi gerçek annesi sanan ördek yavrusu” gibi, gerçek ana-babamızın, içimizdeki ideal yapı ve potansiyelleri gerçekleştirecek kişiler olduğu yanılgısına düşeriz.

Liderlik ve Yöneticilik: Liderlik ve Yöneticilik birbirinden farklı kavramlardır. Yönetici gücünü bulunduğu mevkiden alır ve temelinde "Sen-Ben" anlayışı yatar. Lider ise gücünü karakterinden alır ve temelinde "Biz" anlayışı yatar. Biz bilincinde insanı tanıma, değer verme, onurlandırma ve saygı duyma vardır. Lider daima önde gider, yönetici ise sürekli arkadan iter. Lider kişilerin elinden tutar ve onları yeni yüksekliklere çıkarır. Yönetici kurallar, mevzuat ve yönetmelik çerçevesinde kişileri işi doğru yapmaya yönlendirir. Bir anlamda arkadan güder. İster gökyüzü ortaklığı olsun ister onun yansımasından ibaret olan yeryüzü ortaklığı olsun iktidar kavgasını (Yıldızlar Savaşı) daima bünyesinde taşır. Çoğumuzun iyi bildiği bir söz vardır. ”İktidar yozlaştırır, mutlak iktidar mutlaka yozlaştırır.” Güç kazandıkça kendimize ve başkalarına zarar verme riskimiz de o kadar artar. J.A. Bertrand’ın Aslan'la ilgili sözlerinin altını çizmek gerekir; "Aslan Başkandır. Zodyak devlet başkanları yarışmasında Oğlak ve Akrep'in önüne geçmiştir. Aslan Müdürdür. Asla müdür muavini olmaz. Müdür muavini olmaktansa hiçbir şey olmamak; İşte Aslan'ın düsturu." Baş olmak önemlidir, ama tek başına hiçbir işe yaramaz. Nasıl ki bedenimizde başı boyun taşıyorsa, sağa ya da sola doğru çeviriyorsa, Lideri de ileriye veya geriye ekibi taşır. Lider (Baş) ise Ekip (Boyun)dur. Bilinçli bir lider ekibinin değerini ve birlikteliğin gücünü bilir. Ağzından tükürükler, gözünden alevler saçarak emirler yağdırmaz. Kararlarını birlikte çalıştığı insanlara söz hakkı vererek ve onları dinleyerek alır. Sistemli ve uyumlu bir iş birliğinin başarıyı, Tek Adam şovunun ise düşüşü ve kendi sonunu getireceğini bilir. Vücudumuza hiçbir organ kendi başına buyruk hareket etmez, hepsi kendi görev ve sorumluğu çerçevesinde “Biz” bilinciyle hareket ederek bütüne hizmet verir. Herhangi bir organ ”Birlik yasası” nı çiğnediği an hastalık kapıyı çalar. Aslan burcu ve Aslan burcu özelikleri yoğun olan insanlar (Aynı zamanda Kova'lar, çünkü Kova da karşı komşusu Aslan'ın gölgelerini sıkça kuşanır) güç tuzaklarına düşmemek için önce bütünü oluşturan birimin değerini ve önemini kavramak sonrada örnek olmayı ve hizmet etmeyi esas almak zorundadırlar.

Otorite ve Organizasyon: Güneş sistemine baktığımızda; Jüpiter en büyük planettir. Sanki yıldız olma iddiasında yenilgiyi kabullenmiyor gibidir -milyarlarca yıl sonra, bugün bile, hala kendi ışınını kullanarak parlamaya çalışmaktadır. Eğer biraz daha zorlasa ikinci bir güneş sistemi oluşabilirmiş. Kısacası Jüpiter aleni bir şekilde güneşe meydan okumaktadır. Ya Pluto, onun durumu hala bir bilmece. Gezegene benzemiyor normal bir asteroit de değil. Gezegenimsi bir bulutu andırıyor ve güneşe en uzak mesafede düzensiz bir yörünge çiziyor. Güneşin açık krallığına karşı o gizli krallık. Esrarlı havası ve entrikacı tavrıyla mafyaya benziyor. Eğer bir gezegen, gezegen olduğunu unutup bir yıldız gibi davranmaya kalkarsa sonu felaket olur. Kendine uygun yörüngeyi kendi kendine sağlayamayacağı için, tıpkı çifte yıldız sistemlerinde olduğu gibi sahte güneşine çakılır veya asıl güneşe doğru sürüklenip alev almış gaz kütlelerinin içinde boğulur. Sistemin merkezi yitip gider. Buna "Ele geçirme sendromu" denir. Oysa Gezegen, yıldız sisteminin merkezi değildir; merkez Güneş'tir. Gezegenin işi, kendi yaşamının idamesi ve iyiliği için onun yaşam kaynağı, ama aynı zamanda da ölüm nedeni olabilecek yıldızla uygun yörüngesel bir uzaklığı korumaktır. (Bir doğum haritasında planetler bir ya da 2 burçta yığılmışsa ve stellium oluşturan planetler Güneş'le kare ya da karşıt açı ilişkisi içindeyse "Ele geçirme sendromu" yaşanabilir / Bazı durumda Güneş'le sıkı kavuşum yapan çok sayıda planet de bu sendroma yol açabilir.) Peki Güneş yıldız olduğunu unutursa ne olur? O da diğerine benzer bir felaket olur. Çünkü gezegenler yaşamını yıldıza borçludur, ışığını ondan alır ve hayatta kalabilmeleri onun yörüngesinde dönmelerine bağlıdır. Bu duruma da “Vazgeçme Sendromu” denir. (Bir doğum haritasında Güneş açısız kalmışsa, ışık ve ısısını diğer gezegenlere ulaştıramıyorsa ”Vazgeçme Sendromu” gözükebilir. Bu sendrom herhangi bir gezegenin açısız kalması durumunda da geçerlidir.) "Vazgeçme Sendromu” da "Ele geçirme sendromu” kadar korkunçtur. Çünkü Birlikten kopmak sistemin sağlıklı işleyişini sabote eder. Sistemin sağlıklı işleyebilmesi yönetim kurulu esasına dayanır. Güneş, yönetim kurulu başkanıdır. Ay, başkan yardımcısıdır, gezegenler ise yönetim kurulu üyeleridir. Kararlar müşterek alınır. Herkesin 1 oy hakkı vardır. Sadece Güneş 2 oy hakkına sahiptir.

Kendini ifade etme: Aslan, kendini ifade etmenin burcudur. Bunu nasıl yapar? Efendisi güneşi örnek alarak. Güneş'in pozisyonu ve diğer planetlerle etkileşimi onun ısı ve ışığı nasıl yaydığını gösterir. Sabah-Öğlen-Akşam Güneşi birbirinden farklıdır. Güneş'in açıları ısı ve ışığımızı ayarlar. Ne derece dik ya da eğik olduğunu açıların orb'u belirler. Güneş doğal olarak göz kamaştırır. Aslan da doğal olarak kükrer. Aşırı uçlara kayan güneş ya bulutlar arasına gizlenir, ısı ve ışığını hapseder (Aslan küser, inine kapanır) ya da öğle vakti kızgın bir Temmuz güneşi gibi ortalığı kasar kavurur. (Aslan kükrer, parçalar.)

Oyunculuk: Aslan, dünyaya oyunculuk ruhuyla gelir. Sahnede olmayı sever. Alkışa tapar. Seyirciye bayılır. Övgüye mest olur. Bu nedenle de sıkça dalkavuklara tav olur. Aslan hep başrol oyuncusudur. Asla figüran olmaz. Bir rol dağılımında eğer yapımcı, baş rolü Aslan dururken, tutup estetik ve zarafetine hayran kaldığı Terazi burcuna veya kıvrak zekası ve üstün performansına gıpta ettiği İkizler burcuna ya da buğulu gözlerine ve hülyalı bakışlarına takılıp kaldığı Balık burcuna verirse, yapımcının da oyunun da başlamadan sonu gelir. Bazı Aslan'lar yaradılışına aykırı olarak sessiz, sakin ve mütevazı görünürler. Ve siz onu aslandan çok bir kediye benzetebilirsiniz. (Sonuçta ikisi de etobur cinsidir arada sıkı bir kan bağı vardır.Tek fark biri kükrer diğeri ise miyavlar) Eğer Aslan-Kedi ikilemi kafanızı karıştırmışsa Sevimli Kediye de baş rol yerine figüranlık teklif edin, bilenmiş tırnaklarıyla tanışınca ne olduğuna karar verirsiniz. Elbette Aslan başrolün üstesinden gelecek donanıma sahiptir. Sıcaklığını, neşesini ve canlılığını cömertçe sergiler. Ama takdir edilmezse küser. “Kral ve Soytarısı” tipik bir Aslan senaryosudur. Komedi bir anda trajediye dönüşebilir. İstediği sevgi, ilgi ve onayı bulamazsa olayları dramatize eder. Mutluluğunu kaybeder.

Gurur ve Kibir: Aslan'ın karanlığıdır. En derin yarayı gururu kırıldığında alır. Sahneyi terk edip inine çekilir. Kendi yarasını kendi sarmak ister. Kimseye minnet etmez. İşin içine biraz Akrep teması bulaşmışsa mutlaka intikam alır. Pluto’nun emriyle can yakar. Ama asıl alması gereken ders “tevazu”dur. Gerçek tevazu iki şeyden oluşur; Birincisi sınırlarımızı bilmektir. İkincisi ise ihtiyaç duyduğumuz yardımı kabul etmektir.

Lüks ve İhtişam: Majestelerinin zaafıdır. Ne var ki asalet, soyluluk, etiket, unvan, abartılı görgü kuralları, yaldızlı eşyalar, varak aynalar, asırlık antikalar Aristokrat sınıfın en önemli simgeleridir. Saray, Taht ve Taç Bir Kralın “olmazsa olmaz” şartlarıdır. Hangi devirde yaşarsa yaşasın, ne olursa olsun hiç fark etmez, eğer dünyaya Aslan burcu olarak gelmişse veya hamurunda güçlü Aslan mayası varsa, içsel olarak yoluna kırmızı halılar serilsin, herkes önünde eğilsin diye bekler. ”Sen kendini kral mı sanıyorsun?” diye sorduğunuzda hiç istifini bozmadan ”Evet. Ne var bunda bu kadar şaşacak?” diye cevap verebilir. Siz siz olun Aslan'a böyle saçma sorular sormayın.

“Zümrüt Tablet”de yer alan sözler, Quantum Fiziğin ve gelişmekte olan Quantum Tıbbın farkına vardığı “Birleşik Alan” teorisinin gerçekliğini asırlar önce gözler önüne seriyor; 

“Aşağıda ne varsa yukarıdaki gibidir ve yukarıda ne varsa aşağıdaki gibidir.”

Psikolojik ve Medikal Astroloji araştırmalarım (naçizane) bana “Mevcut Sistem”in şaşmaz bir düzenle yerde ve gökte aynı şekilde işlediğini gösteriyor. İnsan bedeninin tepeden tırnağa kozmik karşılıkları olduğunu öğrendikçe bu mucizeyle içim titriyor. Bir anlamda fizyolojide ifade bulan DNA’nın bedenin anayasası olduğunu ve Güneş Sistemi anayasasındaki zekayı temsil ettiğini heyecanla kavrıyorum. Albert Einstein doğa yasalarının sade ve birleşik bir temele sahip bulunduğundan son derece emindi. Yaşamının son yarısı boyunca, temeldeki bu birliği göstermek için çalıştı. Ne yazık ki, böyle bir birliği gerçekleştirmek için gerekli teorik araçlar ve anlayış onun yaşadığı dönemde mevcut değildi. Ama ben, onun bu içgüdüsünün yaşadığımız çağa damgasını vuracağını kuvvetle hissediyorum.

“TANRININ EVRENLE ZAR ATTIĞINA İNANMAM”


Yıldızlarınız üzerinizde mutluluk ve şansla pırıl pırıl parlasın,
Hülya Balıkavlayan♥♥♥

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !